KAMU EKONOMİSİ
1. ÜNİTE
Kamu ekonomisinin incelediği konuların neler
olduğunu belirlemek.
Günümüzde tüm ülkelerde birçok mal ve hizmetin
kâr amaçlı özel firmalar tarafından üretildiği ve pi-
yasada alınıp satıldığı, birçok mal ya da hizmetin
de devlet kuruluşları tarafından üretildiği ve bedel-
siz olarak ya da maliyetinin çok altında bir bedelle
sunulduğu görülmektedir. Kamu ekonomisi, devlet
tarafından piyasa mekanizması dışında üretilen ve
sunulan mal ve hizmetlerin üretimini, arzını ve fi-
nansmanını konu almakta, devlet gelirlerinin ve
harcamalarının belirlenme süreci ile etkilerini ve
sonuçlarını araştırmaktadır. Kamu ekonomisi eko-
nomi biliminin bir alt dalıdır.
Devletin kaynak ayırımı, gelir dağılımı ve istikrar
gibi başlıca ekonomik fonksiyonlarını açıklamak.
Devletin ekonomideki fonksiyonları genel olarak 3
grupta toplanabilir:
. Kaynak ayırımı ile ilgili fonksiyon,
. Gelir ve servet dağılımı ile ilgili fonksiyon,
. istikrar ile ilgili fonksiyon.
Kaynak ayırımı fonksiyonundan özel ve sosyal ihti-
yaçların etkin bir biçimde giderilebilmesi için kay-
nakların kamu ve özel sektör arasında bölüşülmesi
anlaşılmaktadır. Gelir dağılımı fonksiyonu, reel ge-
lir ve servetin bireyler arasında adil bir biçimde pay-
laşılmasıdır. istikrarın sağlanması fonksiyonundan
ise, devletin tam istihdam ve fiyat istikrarını sağla-
ması ile makul bir büyüme hızını gerçekleştirmesi
anlaşılmaktadır.
Devletin ekonomik görevlerinin belirlenmesinde,
pozitif ve normatif yaklaşımın anlamını açıklamak.
Devletin ekonomideki fonksiyonları ve görevleri
belirlenirken ve değerlendirilirken iki yaklaşım söz
konusudur:
Pozitif yaklaşım neden-sonuç ilişkilerini araştırır,
olabildiğince nesneldir.
Normatif yaklaşım ise değer yargılarına, dünya
görüşüne, politik tercihlere bağlıdır, dolayısıyla
özneldir. Gerçek yaşamda devleten rolü belirle-
nirken her iki yaklaşım (duruma göre farklı öl-
çülerde) birlikte rol oynamaktadır. Devletin ekonomideki yerinin belirlenmesinde ne
gibi ölçülerin kullanıldığını saptamak.
Devletin ekonomideki yerini görmek amacıyla çe-
şitli ölçüler kullanılır. Bu ölçülerin herbiri konunun
belirli bir yönünü aydınlatır. Devlet harcamalarının
ekonomideki yeri açısından en çok Devlet Harca-
ması/GSMH oranı ile Devletin Gerçek Harcama-
sı/GSMH oranı kullanılır. Devlet gelirlerinin göreli
önemi açısından ise Devlet Gelirleri/GSMH oranı
ile Vergi Geliri/GSMH gibi oranlar kullanılmakta-
dır. Devletin ekonomideki yerini başka açılardan
yansıtmak üzere .Devletin istihdamdaki Payı,
Devlet Yatırımları/Toplam Yatırımları gibi oranlar
da kullanılmaktadır.
20. yüzyılda, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra
ve 1980 lere kadar devletin ekonomi içindeki yeri-
nin genişlediği görülmüştür. 1980 lerden itibaren
bu artış duraklamış gözükmektedir. Az sayıda ülke-
de sınırlı bir gerileme gerçekleşmiştir. Günümüzde
devlet harcamalarının ve devlet gelirlerinin
GSMH ye oranı gelişmiş ülkelerde belirgin ölçüde
daha yüksektir. Ancak gelişmiş ülkelerin kendi ara-
larında da sosyal ve politik dengelere bağlı olarak
önemli farklar görülebilmektedir.
Türkiye de devletin ekonomideki yerini belirlemek.
Türkiye de ele alınan 1994-2001 döneminde gerek
devlet harcamalarının gerek devlet gelirlerinin
GSMH ya oranında önemli bir artış olmuştur. An-
cak, harcamalardaki artış gelirdeki artıştan daha bü-
yük olduğu için bütçe açığında ciddi bir genişleme
meydana gelmiştir. Ayrıca, yine ele alınan dönem-
de transfer harcaması gerçek harcamanın hayli üs-
tüne çıkmış, hatta 2001 de iki katını aşmıştır. Bura-
da önemli nokta, transfer harcamalarının büyük bö-
lümünü faizlerin oluşturmasıdır.
2.Özet
Ekonomi biliminin temel araştırma alanı olan kay-
nak ayırımında etkinlik ve gelir dağılımında ada-
let kavramlarını tanımlamak.
Kaynak ayırımında etkinlik, kaynakların en verim-
li oldukları alanlarda kullanılmasıdır. Neoklasik
ekonomi teorisine göre, piyasa mekanizması tam
rekabet koşulları altında ve ekonomik adam mo-
deline göre, etkin kaynak ayırımını otomatik ola-
rak gerçekleştirir.
Adalet ise iki temel yaklaşıma göre tanımlanabilir.
Birinci temel yaklaşım, bir ekonomide, gelirlerin,
eşitlik veya hakkaniyet ilkelerine göre adil dağılı-
mının sağlanmasını temel alırken, ikinci yaklaşım
bir ekonomide bütün bireylerin gelir elde etmek
için eşit fırsatlara sahip olmalarını savunmaktadır.
Neoklasik ekonomi teorisi kapsamında, rekabetçi
piyasaların nasıl çalıştığını ve bunun toplumsal
refaha ilişkin sonuçlarının neler olabileceğini
saptamak.
Tam rekabetçi denge modelinde, piyasalarda tam
rekabet koşulları egemendir ve tüm tüketici ve üre-
ticiler ekonomik adam modeline göre davranırlar.
Bunun sonucunda oluşan tüketici ve üretici denge-
leri bütün piyasaların dengeye gelmesini sağlar.
Piyasa mekanizmasının işleyişi sonucunda ortaya
çıkan kaynak ayırımının etkin olup olmadığına iliş-
kin temel kriter, Pareto optimallik kriteridir. Eğer,
kaynakları yeniden dağıtarak, hiç kimsenin refahını
azaltmadan en az bir bireyin refahını artırmak müm-
kün değil ise, kaynak ayırımı Pareto optimaldir.
Pareto optimal noktalara varılması aşamasına kadar
yapılan her iyileştirme Pareto iyileştirme olacaktır.
Refah ekonomisinin birinci temel teoremine göre,
her rekabetçi denge bir Pareto optimum kaynak
ayırımını gösterir. ikinci temel teorem ise, herhangi
bir Pareto optimumuna tam rekabetçi denge ile
ulaşabileceğini gösterir. Piyasa ekonomisinin işleyişi içinde ortaya çıkan
gelir dağılımının toplum tarafından istenilen gelir
dağılımı olmaması durumunda, bunun ne olması
gerektiğine ilişkin kriterler ortaya koyan sosyal re-
fah fonksiyonlarının dayandığı teorik temelleri
açıklamak.
Pareto optimallik koğulları bir ekonomide kaynak-
ların en verimli oldukları alanlarda kullanılmaları
gerektiğini gösterir. Ancak bunun sonucunda orta-
ya çıkacak olan gelir dağılımının adil olup olmaya-
cağı konusunda herhangi bir ipucu vermez.
Sosyal refah fonksiyonları, Pareto optimal kaynak
dağılımı noktaları arasında hangisinin toplum tara-
fından en fazla tercih edileceğine ilişkin kriterler
ortaya koyarlar. Bu çerçevede başlıca iki tür sosyal
refah fonksiyonu tanımlanmaktadır. Faydacı ve
Rawls çu sosyal refah fonksiyonları. Uzun yıllar
boyunca refah ekonomisinin temel dayanağı olan
faydacı yaklaşım, toplumun refahını, tek tek birey-
lerin faydalarının toplamı olarak ele almaktadır.
Buna göre herhangi bir sosyal politika toplam fay-
dayı artırıyorsa istenilir bir politika olmalıdır.Gü-
nümüzde en çok sözü edilen bir diğer sosyal refah
fonksiyonu yaklaşımı ise Rawls çu yaklaşımdır. Bu-
na göre ise toplumun refahı, en fazla, toplumda en
yoksul kesimlerin durumunun iyileştirilmesi ile sağlamaktadır.
3.ÜNİTE
Kamu maliyesinin önemli teorisyenlerinden
R.Musgrave in devletin ekonomik fonksiyonlarına
ilişkin olarak yaptığı önemli üçlü sınıflandırma te-
mel alınarak, devletin kaynak ayırımı, gelir dağılı-
mı ve istikrar fonksiyonlarını tanımlamak.
Devletin ekonomik rolü üç düzeyde ortaya çıkar.
Birinci olarak devletin kaynak ayırımını sağlama
rolü vardır. Kaynakları etkin dağıtan mekanizma
piyasa olsa da, bazı ihtiyaçların karşılanmasında pi-
yasa aksar, bu durumda devlet, bu tür hizmetleri
merkezi ya da yerel düzeyde üreterek toplumsal
refah‰n artmasını sağlar. Devletin ikinci ekonomik
fonksiyonu gelir dağılımı fonksiyonudur. Devlet
vergi ve sübvansiyon gibi bazı araçlar ile gelir dağı-
lımını birincil ve ikincil düzeylerde değiştirebilir.
Bunların yanında, devletin bir de istikrar sağlama
fonksiyonu vardır. Devlet, vergi ve kamu harcama-
ları ile toplam talebi etkileyerek ekonomik istikrarı
sağlayıcı rol oynayabilir.
Bir ekonomide ortaya çıkabilecek çeşitli piyasa ak-
saklıkları durumlarını, bu aksaklıklar ile birlikte
ortaya çıkan devletin kaynak ayırımı üzerindeki
rolünün önemini ve bu aksaklıkları ortadan kal-
dırmak amacıyla kullanılabilecek devletin müda-
hale araçlarının neler oldu¤unu açıklamak.
Devletin kaynak ayırımına ilişkin rolü piyasa ak-
saklıklarına bağlı olarak ortaya çıkar. Başlıca dört
tür piyasa aksaklığı tanımlanabilir. Bunlar ”u ”ekil-
de sıralanabilir: Ortak tüketim konusu olduğu için
fiyatlandırılamayan ve bu nedenle piyasanın hiç üretmediği kamusal mallar, özel fayda yanında top-
lumsal faydanın veya özel maliyetler yanında top-
lumsal maliyetlerin de söz konusu olduğu dışsal-
lıklar, üretim ölçeği boyunca marjinal ve ortalama
maliyetlerin sürekli olarak azaldığı doğal tekeller,
hizmet sunanların alıcılar hakkında yeterli bilgiye
sahip olmadıkları için riskleri doğru fiyatlandırama-
dıkları ve tüketiciler arasında ters seçişe neden ol-
dukları eksik piyasalar.
Devlet, merkezi yönetim veya yerel yönetimler
düzeyinde örgütlenmeler ile bu aksaklıkları gide-
rebilir. Örneğin, devlet, piyasa aksaklıkları duru-
munda; hizmeti bizzat kendisi üreterek veya özel
kurumların ürettiği hizmetin finansmanını sağlaya-
rak, vergi veya sübvansiyonlar yolu ile dışsallıkları
gidererek, yasal düzenlemeler yaparak veya stan-
dartlar koyarak piyasa aksaklıklarını giderici ve pi-
yasaları düzenleyici rol oynayabilir.
Piyasa ekonomisinin bir ekonomide gelir dağılımı-
na ilişkin sorunları çözemediği durumda, devletin
gerek birincil gerekse ikincil gelir dağılımı aşama-
sında ortaya çıkan gelir dağılımı rolünü açıklamak.
Gelir dağılımındaki adaletsizlikler de bir tür piyasa
aksaklığı olarak kabul edilebilir. Bu durumda, dev-
let, asgari ücret yasaları gibi bazı yasal düzenleme-
ler ile piyasanın işleyişi sırasında müdahalede
bulunabilir veya piyasada gelir dağılımı oluştuktan
sonra, vergi, sübvansiyon veya bazı sosyal harca-
malar ile gelirin yeniden dağılımını sağlayabilir.
4. ÜNİTE
Mal ve hizmetlerin, tüketimden mahrum bırakılıp
bırakılmaması ve tüketimde rekabet olup olmaması
gibi iki kritere dayanarak, özel ya da kamusal mal
olarak nasıl sınıflandırılabileceğini saptamak ve
buna bağlı olarak değişik kamu malları kavram-
larını tanımlamak.
Başlıca iki kriter malların niteliklerini saptamamız
için yol gösterici olmaktadır. Bunlar, tüketimden
mahrum bırakabilme ve tüketimde rekabet olma-
ması kriterleridir.Tüketimden mahrum bırakma, be-
del ödemeyenlerin tüketim dışında bırakılabilmesi-
dir. Tüketimde rekabet olması ise, bir bireyin bir
malı tüketmesinin diğer bireylerin aynı malı tükete-
miyor olması anlamına gelmesidir. Bu kriterlere gö-
re bir sınıflandırma yaptığımız zaman, tüketimden
mahrum bırakılamayan ve tüketimde rekabet olma-
yan mallar tam kamusal mal olarak sınıflandırılmak-
tadır. Bu kriterlerin bir tanesinin yerine getirilip, di-
¤erinin yerine getirilemediği yarı kamusal mal veya
saf olmayan kamusal mal durumları da söz konusu-
dur. Ayrıca erdemli mallar, karma mallar, uluslara-
rası kamusal mallar gibi farklı kamusal mal tanımla-
rı da yapılmaktadır.
Kamu malları üretim sürecini piyasa süreci ile kar-
şılaştırarak aradaki farkları belirlemek ve bu süreç-
lerin nasıl değerlendirildiğine ilişkin farklı yakla-
şımları açıklamak.
Piyasa süreci ile kamusal mal üretim süreci arasın-
da bazı çok temel farklar vardır. ilk olarak, piyasa-
da karar alıcılar tüketici ve üreticiler iken, kamusal
karar alma sürecinde talep yanında seçmenler ve
arz yanında esas olarak politikacı ve bürokratlar-
dan oluşan karar alıcılar söz konusudur. ikinci
olarak, tercihler piyasada fiyat mekanizması ile bil-
dirilirken, kamusal üretim sürecinde oylama meka-
nizması geçerlidir. Üçüncü olarak, piyasada fiyat
faydalanma karşılığı olarak ortaya çıkarken, kamu-
sal karar alma sürecinde bu bağlantı çoğu zaman
kurulamaz. Bireylerin taleplerine dayanarak, kamu malları-
nın denge üretim miktarının nasıl belirlendiğine
ili”kin iki önemli model olan Lindalh ve Samuelson
modellerinin özelliklerini açıklamak.
Kamu malları üretim sürecini piyasa benzeri bir sü-
reç olarak modelleştiren ilk yaklaşım iki bireyli bir
model olan Lindahl modeli dir. Aynı modelin çok
sayıda birey için genişletilmesi ile Samuelson mo-
deli ortaya çıkartılmıştır. Bu modele göre, bireyle-
rin kamu mallarına olan taleplerinin bilindiği varsa-
yımı ile bu taleplerin dikey olarak toplanması so-
nucunda toplumun kamu malı talebi oluşturulur.
Toplumun kamu malı talebinin kamu malının mali-
yet eğrisi ile çakıştığı noktada optimal kamu malı
üretim miktarı belirlenecektir. Bu öyle bir miktardır
ki, bu optimal miktarda bütün bireylerin ödemeye
hazır oldukları vergi-fiyat, söz konusu kamu malı-
nın maliyetini tam olarak karşılamaktadır.
5. ÜNİTE
Piyasa mekanizmasının tam rekabet koşulların-
da etkinlik açısından niçin başarısız olabildiğini
açıklamak.
Dışsallık, bir ekonomik birimin yürüttüğü faaliye-
tin başka bir ekonomik birime, herhangi bir karşı-
lık söz konusu olmaksızın, sağladığı fayda ya da
yüklediği maliyettir. Dışsallığın kaynağı ve etki ala-
nı bir üretim ya da tüketim faaliyeti olabilir. Dış-
sallık pozitif ise, dış fayda, negatif ise dış maliyet
ismini almaktadır. Dış maliyete örnek olarak, çev-
re kirlenmesi sonucu ortaya çıkan olumsuzlar gös-
terilebilir. Bulaşıcı hastalığa karşı aşı olan bir bire-
yin kendini koruması yanında, taşıyıcı olma olası-
lığı ortadan kalktığı için, başkalarını da korumuş
olması ise dış faydaya bir örnektir.
Dışsallıkların söz konusu olduğu bir durumda, üre-
tim, tümüyle piyasa mekanizmasına bırakılısa, op-
timal kaynak ayırımı gerçekleşememektedir. Diğer
bir deyişle, bu durumda tam rekabet koşulları bu-
lunsa bile, dış maliyet ya da dış faydanın varlığı,
kaynakların optimal ayırımını engellemektedir.
Çünkü, örneğin, dış maliyetin söz konusu oldu¤u
bir durumda, piyasaya hiçbir müdahalede bulunul-
mazsa, aşırı üretim sorunu doğmakta, dış faydanın
söz konusu oldu¤u bir durumda ise, piyasaya hiç-
bir müdahalede bulunulmazsa, eksik üretim duru-
mu meydana gelmektedir.
Dış maliyetin söz konusu olduğu bir durumda,
piyasaya müdahalede bulunulmadığında nasıl
aşırı üretim sorunu ile karşı karşıya kalındığını
belirlemek.
Dış maliyetin üretilen mal birimi başına sabit oldu-
ğu ya da dış maliyetin belli bir üretim miktarından
itibaren ortaya çıktığı ve devletin piyasaya müda-
halede bulunmadığı durumlarda, dış maliyet he-
saplara katılmadığı için toplumun taşıdığı maliyet-
lerin tümü göz önüne alınmamakta ve bunun so-
nucunda da aşırı üretim sorunu doğmaktadır.
Dış maliyetin söz konusu olduğu durumda dev-
letin müdahale araçlarının neler olduğunu ve
müdahalenin başarısının nelere bağlı olduğunu
açıklamak.
Dış maliyet karşısında devlet farklı yöntemlere
başvurarak müdahale etmektedir. Bunlar, fiziksel
sınırlama, vergi ve mülkiyet hakkının düzenlen-
mesidir. Fiziksel sınırlama yönteminde birtakım fi-
ziksel sınırlamalar getirilmekte, örneğin, belirli
üretim faaliyetleri tümüyle yasaklanabilmekte ya
da bu faaliyetlerin yürütülebileceği yerler sınırla-
nabilmektedir. Vergilerle yapılacak müdahalede
ise, dış maliyet özel maliyetlere eklenmekte, bir
başka deyişle vergi kullanılarak dış maliyet içsel-
leştirilmektedir. Mülkiyet hakkının düzenlenmesi
yönteminde ise, bu yaklaşımı ilk ortaya atan Co-
aseşa göre, dışsallığın, olayın tarafları arasındaki
bir pazarlık ve alışverişle optimal çözüme bağla-
nabileceği ifade edilmektedir. Olayın tarafları ara-
sındaki alış verişte kimin kime ödeme yapacağı ise,
mülkiyet ve kullanım haklarının nasıl düzenlendi-
ğine bağlı olacaktır.
Dış faydanın söz konusu olduğu durumda karşı-
laşılan eksik üretim sorununun devlet müdahalesi
ile nasıl önlenebileceğini açıklamak.
Dış faydanın birim başına sabit olduğu ve devletin
piyasaya müdahalede bulunmadığı durumda orta-
ya çıkan eksik üretim sorunu, devletin birim başı-
na sabit bir sübvansiyon uygulaması ile çözüme
kavuşturulmakta, böylece üretim düzeyi optimal
düzeye çekilmiş olmaktadır.
6. ÜNİTE
Kamu kesiminin niçin etkinsiz çalıştığı konusunda
ileri sürülen; etkinsizliğin kamu kesimini oluştu-
ran birimlerin yapısından kaynaklandığını savu-
nan görüş ile etkinsizliğin temel olarak rekabet ko-
şullarının olmayışından kaynaklandığını savunan
görüşü açıklamak.
Kamu kesiminde etkinsizlik kamu kesimini oluştu-
ran birimlerin yapısından kaynaklanır görüşüne
göre bürokratik davranışlar ve x-etkinsizliği kamu
kesimindeki etkinsizliğin başlıca nedenleridir. Bun-
ları ortadan kaldırmak için kamu kesiminde özel
kesime benzer dürtü ve özendirme sistemlerini sağ-
layan kurumsal yenileştirmelere ihtiyaç vardır. Baş-
ka bir görüş ise kamu kesiminde etkinsizliğin re-
kabet koşullarının mevcut olmayışına bağlı olarak
değerlendirmektedir.
Tekel ve doğal tekel gibi rekabetçi piyasaların ne
ölçüde sapma eğilimi gösterdiğini ve yarattıkları et-
kinlik kayıplarının nasıl ölçüldüğünü açıklamak.
Rekabetçi piyasalardan sapma meydana getiren en
yaygın durum sermayenin aşırı yoğunlaşması ile
oluş”an tekellerdir. Tekel fiyatlaması tüketici rantın-
da azalma meydana getirir ve dolayısıyla sosyal bir
maliyete neden olur. Bir diğer durum ise maliyet
yapıları gereği tek bir firmanın bütün talepleri kar-
şılamasının daha etkin olduğu durum olan doğal
tekellerdir. Bu durumda devlet etkin fiyatlama olan
marjinal maliyet fiyatlaması yapar. Ancak oluşan
zararı bütçeden karşılar, ya da ne kâr ne de zarar
ortaya koyan ortalama maliyet fiyatlaması uygular.
Devletin piyasaları düzenleyici rolünü (regülasyon) tanımlamak.
Doğal tekeller veya elektrik santrallarında olduğu
gibi ürettiği hizmetin tek alıcısı doğal tekel olan iş-
letmeler özel sektöre devredildiği zaman ortaya ba-
zı sorunlar çıkabilir. Bunlar içinde en önemlisi top-
lumsal refahı azaltan ve kaynak ayırımını bozan te-
kel fiyatlamasıdır. Bu nedenle başta ingiltere ve
ABD gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde, bağımsız dü-
zenleyici kurullar bu işletmelerin uyguladıkları fi-
yatlar üzerinde belirleyici olmaktadır. Fiyatlama ko-
nusunda başlıca, getiri oranı fiyatlaması ve tavan fi-
yat olmak üzere iki yöntem vardır.
Özelleştirme çalışmalarının nedenlerini ve özelleş-
tirme yöntemlerini açıklamak.
Özelleştirme yanlısı görüşler ve özelleştirme uygu-
lamaları 1980li yıllardan bu yana bütün dünyada
gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Özelleştirme savunu-
cularının ortaya koydukları başlıca gerekçeler; et-
kinsiz izleyen kamu kesimini küçültmek, siyasetçi-
lerin ekonomik kararlardan ve kaynak ayırımını
etkileyen kararlardan çekilmesini sağlamak gibi
hususlardır.
Başlıca özelleştirme yöntemi özel sektöre satıştır.
Bu işlem, blok satış veya sermaye paylarına böle-
rek hisse senedi satışı şeklinde olabilir. Ayrıca yap-
ilet-devret, işletme hakkı devri, ihaleye çıkarma gi-
bi alternatif özelleştirme yöntemleri de vardır.
7. ÜNİTE
Çoğu kamu yatırımında başvurulan fayda maliyet
analizinin temel mantığını ve başlıca özelliklerini
belirlemek, analizin hangi alanlarda yaygın bi-
çimde uygulandığını saptamak.
Fayda maliyet analizi kamu kesiminde kaynakla-
rın etkin kullanımını sağlamak amacıyla başvuru-
lan önemli bir yöntemdir ve özellikle ulaşım (yol,
köprü, metro gibi) ve baraj projelerinde yaygın
olarak kullanılmaktadır. Çünkü, fayda maliyet ana-
lizi piyasa değeri olan kamu projeleri için uygula-
nabilmekte, bölünmez nitelikteki tam kamusal
mallar için tüketici tercihleri açıklanamadığı ya da
tüketicilerin bedava yararlanma istekleri nedeniy-
le uygulanamamaktadır.
Fayda ve maliyet kavramının hangi anlamda kul-
lanıldığını, nasıl tanımlandığını, neleri kapsadığı-
nı ve nasıl ölçüldüğünü açıklamak.
Fayda maliyet analizi belirli bir projenin faydaları-
nın ve maliyetlerinin belirlenmesine ve hesaplan-
masına dayanmaktadır. Fayda ve maliyet tahminin-
de önce fayda ve maliyetin kapsamının belirlenme-
si, yani hangi fayda ve maliyetlerin hesaba katılaca-
ğının kararlaştırılması, daha sonra ise bu fayda ve
maliyetlerin ölçülmesi gerekmektedir. Elde edilen
fayda ya üretim ve gelir artışı ya da bir maliyet aza-
lışı şeklinde olabilir. Maliyet ise, yalnızca harcama
olarak katlanılan maliyetleri kapsamamakta, alter-
natif maliyetleri de içermektedir.
Projelerin gelecekteki fayda ve maliyet akımlarının
homojenleştirilmesi için bugünkü değerlerinin bu-
lunması gerekmektedir. Bu da gelecekteki değer
akımlarının bir iskonto oranı kullanılarak bugünkü
değerlere dönüştürülmesi demektir. Fayda ve maliyetlerin para birikimi ile ifade
edilebildiği bir durumda, ne tür karar kriterleri ile
sonuca ulaşıldığını açıklamak.
Fayda maliyet analizinde projelere ilişkin iki tür ka-
rar söz konusu olabilmektedir. Bunlardan birincisi,
bir projenin tek başına elverişli olmadığı kararı,
ikincisi ise, birden çok projeyi karşılaştırma ve sıra-
lama kararıdır. Bu kararlar için kullanılan yöntem-
ler ise net bugünkü değer, fayda maliyet oranı ve iç
verim oranı yöntemleridir.
Net bugünkü değer yönteminde, faydalar akımının
bugünkü değerinden, maliyetler akımının bugünkü
değeri çıkarılmakta ve net bugünkü değer bulun-
maktadır. Ancak bu yöntemle farklı ölçeklerdeki
çeşitli projeleri karşılaştırmak mümkün değildir.
Fayda maliyet oranı yönteminde, bugüne indirge-
nen faydalar bugüne indirgenen maliyetlere oran-
lanmakta ve bu oranın en yüksek olduğu proje se-
çilmektedir. iç verim oranı ise, gelecekteki faydalar
akımı ile maliyetler akımı farkının değerini sıfıra
eşitleyen faiz oranıdır. Bu oran tüm projeler için
kullanılan ve önceden belirlenmiş bir oran ile karşılaştırılır.
iç verim oranı daha yüksek ise, proje el-
verişli kabul edilir.
Verilen örnekler ile değişik projelerden hangisinin
daha uygun olduğunu saptamak.
Net bugünkü değer yöntemine göre, verilen proje-
lerden net bugünkü değeri pozitif olan proje, fayda
maliyet oranı yöntemine göre verilen projelerden
fayda maliyet oranı birden büyük olan proje, iç ve-
rim oranı yöntemine göre ise, verilen projelerden
net bugünkü değeri sıfıra eşitleyen iskonto oranının
genel iskonto oranından büyük olduğu projeler seçilmektedir.